Ders 4: Gençliğin sağlığı ve esenliği

Gıda israfıyla mücadele etmek ve insanları daha az ve daha iyi tüketmeleri konusunda eğitmek, gençlerin refahına nasıl ve neden yardımcı olabilir?

Şimdiye kadar yoksulluk, sağlık ve eğitim arasındaki ilişkiyi inceledik. Her unsurun diğerini etkilediği ve sırayla etkilendiği güçlü, ikili bir ilişkidir. Yoksulluğu ortadan kaldırmak kesinlikle iddialı bir hedef, ancak her seferinde birer adım atmalıyız. Gıda israfı, gıda güvenliği, iklim değişikliği ve sürdürülebilir yaşam tarzları söz konusu olduğunda, yoksulluk seviyelerini azaltmak ve gençlerin refahını iyileştirmek için günlük hayatımızda somut olarak ne yapabiliriz?

Gıda israfıyla mücadele artık etik bir zorunluluktur çünkü gıda israfının güçlü çevresel ve ekonomik sonuçları vardır.

Tüketilmeyecek gıdanın üretilebilmesi için doğal kaynakların gereksiz yere kullanıldığını ve atmosfere küresel sera gazı emisyonlarının %8’i kadar emisyon salındığını ve atık oluştuğunu söylemekle yetinelim.

Çöpe giden gıdanın yeniden dağıtılması, nüfusun sosyal açıdan hassas kesimlerinin beslenme durumunun iyileştirilmesine de katkıda bulunabilir.

EUFIC, daha sağlıklı ve daha sürdürülebilir gıda ve yaşam tarzı seçimlerine ilham vermek ve bunları güçlendirmek için ilgi çekici bilime dayalı bilgiler sağlayan, kar amacı gütmeyen bir kuruluştur.

Çevreyi ve içinde yaşadığımız dünyayı korumak için daha az atık ve bilinçli tüketin.

Bir önceki videoda gördüğümüz gibi, gıdayı israf etmek, onu üretmek için harcanan toprağı, suyu ve emeği israf etmek demektir.

Dağıtım seviyesinde de atıklar oluşur, son kullanma tarihi yaklaşan veya estetik kusurları (ciltte lekeler veya ezikler) olan birçok gıda bazen satışa bile sunulmaz veya teklif edildiğinde alıcılar tarafından atılır.

Bu, tüketicilerin geliştirebileceği bir davranıştır ve bazen daha az “güzel” ve son kullanma tarihi yaklaşan ürünleri daha ucuz fiyatlarla sunduğunda dağıtım bu konuda zaten yardımcı olmaktadır.

Kısa vadede gıda israfını azaltmanın gerçekte bir etkisi yok gibi görünse de, etik, sosyal, ekonomik ve psikolojik ihtiyaçlara cevap vermemizi sağlayabilir. Daha az israf etmek, tasarruf etmek ve çökmeye yüz tutmuş bir üretim ve tüketim sistemini beslememek demektir. Elimizdeki kaynaklara farklı bir değer biçmek ve tüketimimizin ne ölçüde gerçek bir ihtiyaç tarafından belirlendiğini anlamak demektir. Sürdürülebilir bir yaşam tarzını benimsediğimizi bilmek, sorunun değil çözümün bir parçası olduğumuzun farkında olduğumuz için psikolojik düzeyde iyi hissetmemizi sağlar.

Kaynak: https://ssir.org/articles/entry/healthy_eating_active_living_reflections_insights_and_considerations_for_the_road_ahead

Ayrıca, her kişinin gençlik geçişi ve gıda sistemleriyle olan ilişkisi, cinsiyet, sınıf, zenginlik, sağlık, konum ve nesiller arası ilişkiler dahil olmak üzere birçok faktörün belirli kesişimleriyle benzersiz bir şekilde şekillenir.

Kalkınma açısından bakıldığında, bugünün genç nesli ön saflarda yer almaktadır. Kendilerinin ve çocuklarının yaşamları boyunca hızlanması ve şiddetlenmesi muhtemel olan çevre ve iklim değişikliğinin etkileriyle baş etmek zorunda kalacak.

Yeni nesiller, yarının dünyasının şekillenmesinde ilk sıralarda yer aldığına ve bugüne kadar yapılanların en ağır sonuçlarına da ilk katlanacaklarına göre, onların gıda sistemiyle ilişkilerini yeniden gözden geçirmek gerekiyor. Yalnızca bir gıda üretim ve tüketim sistemi olarak değil, aynı zamanda atık bertarafı, geri dönüşüm, sürdürülebilirlik politikaları ve bunların arasındaki diğer her şey olarak anlaşılmalıdır.

“Kuşak yaklaşımı, gıda sistemleri araştırmacılarının ve kalkınma uygulayıcılarının, günümüzün genç kuşağının tarihsel olarak “kendi başına bir kuşak” olarak konumlandığını anlamalarına yardımcı olmalıdır. Belirsizlik ve riskle koşullanmış yeni fırsatlar ve zorluklar yaratan tarihsel süreçlerin benzersiz ve benzeri görülmemiş bir birleşimiyle yüzleşmek zorunda kaldılar.”

(Glover, Sumberg 2020)